Şehrin Yunanca isminin (Véria) eski Makedon krallarından Veres’in kızına nisbetle konulduğu söylenir. Türkçe “Kara” sıfatının da şehri üç taraftan kuşatan kara ormanlardan geldiği belirtilir. 1246’dan sonra Bizans imparatorluğunun bir parçası idi. XIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIV. yüzyılın ilk yarısında şehir gelişti, pek çok gösterişli kilise inşa edildi. İmparator Kantakuzenos’un kroniğinde burası büyük ve kalabalık bir yer olarak geçer. 1262’den sonra Bizanslılar şehre İstanbul’a sığınan Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus’un oğullarını ve adamlarını yerleştirdi. Yazıcızâde Ali, II. Murad döneminde bu insanların torunlarının burada yaşadığını yazmaktadır. Yıldırım Bayezid de 1392’de artık hıristiyanlaşmış olan bu Türkler’in bir kısmını Zihne / Zelihovo’ya yerleştirdi ki bunların çocukları günümüzde hâlâ burada yaşamakta ve Türkçe konuşmaktadırlar. Karaferye 1347’de Sırp İmparatoru Duşan tarafından alındı. Şehri tahkim eden Duşan Rum nüfusunun bir kısmını buradan göndererek yerlerine Sırplar’ı yerleştirdi. Bu tedbirlere rağmen 1350’de İmparator Kantakuzenos kısa bir müddet de olsa şehri ele geçirebilmiştir. Daha sonraki yıllarda Türkler, Yunanlılar ve Sırplar buraya hâkim olabilmek için mücadeleye giriştiler. 1371’deki Çirmen savaşına kadar Karaferye sembolik de olsa Sırp Krallığı’nın bir parçası olarak kaldı. Ancak devam eden savaşlar sırasında şehir geriledi. Günümüz Yunan tarihçiliğine göre Karaferye, 1403’te Emîr Süleyman’la Bizanslılar arasında yapılan bir anlaşma ile tekrar Bizanslılar’a verilmiş ve 1430’larda nihaî olarak Osmanlılar’ın eline geçmiştir. Ancak 1455 tarihli Tesalya’ya ait Osmanlı Tahrir Defteri Tesalya’nın 1392 yılından itibaren kesintisiz olarak Osmanlılar’ın elinde olduğunu açık bir şekilde belirtmektedir. Öyle anlaşılıyor ki kasaba savaşla değil içeriden yardım ve destekle Osmanlılar’ın eline geçmiştir. Çünkü halkın durumunda hiçbir değişiklik olmadığı gibi bütün kiliseler de hıristiyanlarda kalmıştı. XVI. yüzyıl Osmanlı tahrirleri burada yaşamış olan Kurtopul ailesinin mevcudiyetine vurgu yapmaktadır. 1528’de on iki hâne olarak belirtilen ailenin fetihler sırasında “yoldaşlık” statüsünde değerlendirildiği ve vergi imtiyazına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Aile bu imtiyazlı durumunu XVII. yüzyıl sonuna kadar korumuştur. Osmanlılar’ın şehre girdikleri yere bir cami inşa edilerek Yola Geldi Camii denilmiştir. Bu isim daha sonra mahalle adı olarak XVI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar varlığını devam ettirmiştir. Osmanlılar Karaferye’ye Müslüman Türk nüfusu iskân etmiş, özellikle eski Acropolis bölgesiyle eski şehrin sınırları dışına yerleşen bu nüfus zamanla kendi mahallelerini oluşturmuştur. Camiye çevrilen ilk kilise bu eski Metropolis Kilisesi’dir. Câmi-i Atîk veya Hudâvendigâr Camii olarak anılan bu yapı bir XI. yüzyıl eseridir. Camiye hayli yüksek ve silindirik bir minare ilâve edilmiştir ve bu ilâve günümüzde de büyük oranda mevcuttur. 1568 tarihli Tahrir Defteri kasabanın nüfus yapısında ciddi değişiklikler olduğunu gösterir. Buna göre 425 müslüman, 459 hıristiyan ve altı yahudi hâne bulunmaktadır. Müslüman nüfusta artış, Hristiyanlarda ise azalma söz konusudur. Kayıtlardan, asgari 130 Müslüman hânenin eski gayri müslim hânelerin ihtida etmiş çocuklarına ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre kırk yıldan az bir sürede müslüman nüfus, % 26’dan % 48’e çıkmıştır. Bu oran gelecek yüzyıllarda da yaklaşık böyle kalmıştır. Yahudi nüfusu da yavaş yavaş artarak mevcudiyetini korumuştur. 1528’de Karaferye’de bir cuma camii, yedi mescid, üç zâviye, üç hamam, iki muallimhâne ve bir bedesten bulunuyordu. Karaferye’nin en büyük bânisi Tuzcu Hacı Sinan Bey şehirde iki mescid, bir zâviye imaret, bir muallimhâne, bir hamam ve bir bedesten inşa ettirmiştir. Balkan savaşları sırasında Yunan ordusu şehre hâkim oldu (16 Ekim 1912), müslüman nüfusun bir kısmı bu sırada, diğerleri de (4000 civarı) Lozan Antlaşması’ndan sonra bölgeyi terketti. Onların yerine 5690 Rum nüfus Anadolu’dan buraya göç etti. Karaferye yahudileri de 1941-1945 Alman işgali...
Read moreThe old metropolitan Church of Veria, a place that has seen many changes over the centuries. Seat of a Bishop, who was hanged just over the road after the Turkish invasion and occupation. The Church was then converted to a Mosque with a mineret added to the building. During the German Occupation in the 1940s it was apparently used as a stable for their horses. Recently however it has been lovingly restored and many of its original details and frescoes have been brought back to view. Well worth a visit to anyone coming to Veria. A very much underestimated City , with so much to offer anyone interested in...
Read moreJust amazing artwork! The Old Metropolis Church in Veria is an early 11th-century Byzantine basilica, dedicated to Saint Paul, that during the Ottoman period of the city became an Ottoman mosque. It is considered one of the largest surviving middle Byzantine buildings in the Balkans. It's early history is obscure apart from a single inscription on its western entrance that records that it was the work of a certain Niketas, who is attested as the city's bishop in 1078. The wall painting decoration presents some of the greatest painting works of the 12th, 13th and...
Read more